How to use Hyphen ( - ) correctly? - English Grammar / writing lesson


1 yorum :

Beginner Lessons (oynatma listesi)

Cardinal-Ordinal Numbers









0 yorum :

DİL SINAVLARI İÇİN EN ÖNEMLİ 500 KELİME Vol.1

1. abandon = (1) (birini) terk etmek (= leave) (2) bir şeyden vazgeçmek (= give up)


2. abbreviate = (1) kısaltmak, özetlemek (2) (matematikte) sadeleştirmek

3. abolish = (toplumdaki tabuları) yıkmak, sona erdirmek (= do away with)

4. absorb = içine çekmek, emmek

5. abstain from = (alkol, ilaç vb) --- den sakınmak/ uzak durmak (=avoid from)

6. abundance = bolluk, bereket

7. abundant = bol, bereketli

8. accelerate = hızlandırmak, ivme kazandırmak *** accelerator = gaz pedalı

9. accept = kabul etmek, razı olmak

10. access = erişmek, ulaşmak

11. accessible to = ulaşılabilir, erişilebilir

12. accommodate = (misafir, konuk vb) ağırlamak (= put up)

13. accompany = (1) eşlik etmek, arkadaşlık etmek (= escort) (2) beraber bulunmak ya da bir arada gözükmek (* Pain and fever accompany inflammatory diseases)

14. accomplish = başarmak (= achieve)

15. accumulate = (1) birikmek, çoğaltmak (2) biriktirmek, yığmak

16. accuracy = doğruluk, kesinlik

17. accurate = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precise, correct)

18. accurately = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precisely, correctly)

19. accuse (of) = birini bir şeyle suçlamak, itham etmek

20. achieve = başarmak, yerine getirmek

21. acknowledge as = (1) kabul etmek, --- olarak tanımak (2) (mektup, mesaj vb) aldığını gönderen kişiye bildirmek

22. acquainted with = aşina olmak, haberdar olmak (= familiar with)

23. acquire = (dil, miras, huy vb) edinmek, kazanmak (= obtain, attain) (*She acquired a huge fortune.) (* I acquired Turkish but I learned English in school.)

24. acquisition = edinim

25. activity = faaliyet, aktivite *** activist = bir fikrin aktif destekçisi (= supporter)

26. adapt = bir şeye uyarlamak, uydurmak ( = adjust)

27. addict = bağımlı, tiryaki *** drug addict = eroin bağımlısı

28. addiction to = bağımlılık, tiryakilik

29. addition = ilave, ek

30. additionally = ayrıca, bunun yanı sıra, buna ilaveten (= furthermore, moreover)

31. adequately = yeterli bir şekilde (= sufficiently)

32. adjust = (1) uyarlamak (= adapt) (2) alışmak (= get used to)

33. adjustment = düzeltme,intibak, uyma

34. administer = (1) idare etmek, yönetmek (2) (damardan ilaç vb) vermek, sağlamak

35. admire = hayran olmak

36. admit = kabullenmek, itiraf etmek

37. adopt = (1) evlat edinmek (= take up) (2) (önlem, tedbir vb) almak (adopt measure) (3) (başkasına ait bir şeyi) benimsemek (dil, din vb)

38. adore = çok sevmek, tapmak

39. adverse = zıt, kötü

40. advocate = (1) savunmak (= defend) (2) desteklemek (= support)

41. affect = etkilemek (= influence)

42. aggravate = gittikçe kötüye gitmek, fenalaşmak (= deteriorate, worsen)

43. aggressive = saldırgan

44. aid = yardım etmek (= help)

45. alien (to) = yabancı

46. alongside = yanında, bitişiğinde (beside, next to)

47. alter = değiştirmek (= change)

48. alteration = değişiklik

49. amazing = şaşırtıcı, hayran bırakıcı (= astonishing)

50. amend = değişiklik yapmak (kanunda düzenleme yapmak anlamındaki gibi)

51. amendment = değişiklik, (kanun vb) üzerinde değişiklik yapmak (= alteration)

52. amusing = eğlenceli, zevkli

53. announce = anons etmek, ilan etmek (= give out, declare)

54. anticipate = ummak, beklemek

55. apologize = özür dilemek (apologize to someone for something)

56. appalling = korkunç (= dreadful, horrendous)

57. appointment = (1) atama, tayin (2) randevu (= rendezvous)

58. appreciate = (1) takdir etmek, değerini bilmek (2) anlamak, farkına varmak

59. approach = (1) (zaman/ mesafe bakımından birine/bir şeye) yaklaşmak (* Do not approach with fire! (2) (bankaya/yüksek bir mevkiye vb) müracaatta bulunmak, ricada bulunmak (* She approached the bank for a loan)

60. appropriately = uygun olarak (= suitably)

61. approve of = onaylamak, uygun bulmak, tasvip etmek

62. arrange = düzenlemek, ayarlamak (toplantı, randevu vb)

63. artefact = insan eliyle yapılmış (sanat)

64. ascend = yukarı çıkmak, yükselmek, tırmanmak (= go up / climb up)

65. ask for = ricada bulunmak, bir şey istemek

66. aspire = şiddetle arzu etmek, çok istemek (* I’ve always aspired to be a singer)

67. assemble = (1) bir araya getirmek, toplamak (= gather) (2) monte etmek (= put up)

68. assess = değerlendirmek (= evaluate)

69. assign = atamak, tayin etmek, görevlendirmek (= appoint)

70. assist somebody in something = birine bir konuda yardım etmek

71. associate = (zihninde insanlar/eşyalar arasında) çağrışım yapmak, çağrıştırmak (* I always associate the smell of baking with my childhood.) (2) (kötü yolda olan veya kötü alışkanlıkları olan insanlarla) arkadaşlık yapmak, düşüp kalkmak (* Don’t associate with those glue-sniffers.)

72. assume = (1) elinde delil olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek veya kabul etmek, farz etmek (= conclude) (2) (sorumluluk/vebal vb) üstlenmek, üzerine almak (= take on) (* I temporarily assumed the responsibility for her)

73. assure = birine teminat vermek, emin kılmak, garanti vermek

74. astonishment = şaşırtmak, şaşırmak (= amazement, bewilderment)

75. attach = iliştirmek, eklemek (= enclose)

76. attack = saldırmak, saldırı

77. attain = elde etmek, erişmek (= gain, obtain)

78. attainment = ulaşmak, erişmek

79. attend = iştirak etmek, katılmak

80. attribute = (bir sebebe/nedene) dayandırmak (= base on/upon)

81. auditorium = dinlenme/izleme salonu, seyircilerin oturduğu bölüm

82. available = mevcut, var olan

83. avert = (1) olmasını önlemek (2) başka yöne çevirmek (trafik akışını vb)

84. avoidable = kaçınılabilir, engellenebilir

85. award = ödül

86. backward = geri kalmış, geriye doğru

87. badly in need of = bir şeye/birine çok muhtaç olmak

88. barely = (1) hemen hemen hiç, neredeyse hiç (2) güçlükle (= hardly, scarcely)

89. bargain = (1) pazarlık, anlaşma (2) pazarlık etmek (3) kelepir, ucuz eşya

90. barren = kurak, verimsiz (= infertile, arid)

91. basic = temel (= essential, fundamental)

92. bazaar = pazar, alışveriş yeri

93. behave = davranmak

94. believe = inanmak

95. belongings = birinin kişisel eşyaları (= possessions)

96. beloved = sevgili, hazret

97. bitingly satirical = aşırı alaycı, insafsızca eleştirme

98. bizarre = tuhaf, acayip (= strange, weird)

99. blanket = battaniye

100. blaze = (1) ateş, alev, yangın (2) parlamak

101. bolt = fırlayıp kaçmak, tabanları yağlamak

102. branch = dal, branş

103. break off = (nişan, nikah vb) bozmak, ayrılmak

104. breed = (1) (hayvan için) doğurmak, yavrulamak (2) hayvan yetiştirmek

105. bribery = rüşvet *** offer bribes = rüşvet teklif etmek

106. bride = gelin

107. brief = kısa, öz *** in brief = kısaca, öz olarak

108. bring up = (1) çocuk büyütmek (2) kusmak (3) ortaya (konu vb) atmak

109. broadcast = (radyo, televizyon, hava durumu için) yayın

110. Broadly speaking = Genel konuşmak gerekirse (= generally, mostly)

111. broil = ızgara yapmak, kavurmak

112. bullfight = boğa güreşi

113. bully = (1) kabadayı, zorba (2) kabadayılık yapmak, zorbalık yapmak

114. burial = gömü, gömme

115. burn = (1) yakmak (2) yanmak

116. button = düğme

117. calculator = hesap makinesi

118. call for = talep etmek, istemek (= demand)

119. calm = sakin

120. can’t take one’s eyes off = gözlerini birinden veya bir şeyden alamamak

121. cancel = iptal etmek (= call off)

122. captivating = büyüleyici (= enchanting, fascinating)

123. captive = tutsak, esir

124. captivity = tutsaklık, esaret

125. capture = yakalamak, ele geçirmek, tutsak etmek (= apprehend)

126. careless = dikkatsiz

127. carry out = (çalışma, deney, anket vb) yürütmek, icra etmek (= fulfil, conduct)

128. carve = (1) (tahta vb) oymak (2) (et vb) kesmek

129. casually = günlük, sıradan, havadan sudan

130. caution = uyarı, dikkat

131. cease = sona erdirmek, durdurmak ( cease-fire= ateşkes)

132. ceaseless = aralıksız, durmadan (= non-stop)

133. celebration = kutlama

134. celebrity = ünlü

135. census = nüfus sayımı

136. ceremony = tören

137. charge (with) = --- ile yargılamak (mahkemede) (= try)

138. circulate = dolaşmak, dolaştırmak, deveran etmek (vücuttaki kan vb)

139. circulation = (1) dolaşım (2) gazete tirajı, günlük satış oranı

140. cite = örneklemek, adından bahsetmek, değinmek (= refer to, mention)

141. citizen = vatandaş *** Citizenship = Vatandaşlık

142. clarify = açıklamak (= explain)

143. claw = pençe, hayvan pençesindeki kıvrık tırnak

144. clearance = (1) mağazayı boşaltma, malları elden çıkarma, tasfiye (2) izin, yeşil ışık

145. close = (sıfat) yakın

146. closed = kapalı

147. closure = (1) kapanış (2) iflas

148. coincide with = aynı zamana denk gelmek/tesadüf etmek (= fall on the same date)

149. collapse = (1) (bina vb için) çökmek (2) bayılmak

150. collapsible = katlanabilir (kanepe vb)

151. collar = (1) yaka (2) tasma

152. colleague = iş arkadaşı

153. collide with = çarpışmak (= crash into)

154. commence = başlamak (= start) *** commencement speech = açılış konuşması

155. comment on = yorum yapmak (= interpret)

156. commercial = ticari

157. commit = (1) (intihara vb) kalkışmak, yeltenmek (2) (suç, cürüm) işelemek (3) (kendini işine, ailesine vb) adamak (= devote)

158. commit = kalkışmak, yeltenmek *** commit suicide = intihar etmek

159. common = (1) ortak (2) sıradan, yaygın *** in common with = --- ile ortak nokta

160. commonplace = yaygın, sıradan (= ordinary, usual)

161. commuter = ev ile iş arasında mekik dokuyan/gidip gelen

162. companion = dost, arkadaş

163. company = (1) arkadaşlık, dostluk (2) şirket

164. compel = zorlamak, mecbur bırakmak (= force, oblige)

165. compensation for = (1) tazminat ödemek (2) telafi etmek

166. compete = rekabet etmek, yarışmak ***competition = müsbaka, yarış

167. compete against = başkasıyla yarışmak, rekabet etmek

168. compete with = başkasıyla aynı yerden beslenmek/geçim sağlamak (kangurular koyunların otlaklarından otlanan rakip hayvanlar olması gibi)

169. competition = (1) rekabet (2) müsabaka, yarış

170. compile = derlemek, bir araya getirmek (bilgi, delil vb)

171. complain to somebody about something = şikayet etmek

172. completely = tamamen, bütünüyle (= entirely)

173. comply (with) = --- e uymak,--- e itaat etmek (= abide by)

174. compose = oluşturmak, meydana getirmek *** be composed of = --- den oluşmak

175. compound = bir sürü binanın bulunduğu etrafı çevrili mekan

176. comprise = içermek (= include)

177. compute = hesap yapmak, bir notu bilgisayara girmek(= calculate )

178. conceal = gizlemek, saklamak (= hide)


179. conceive as = (1) --- olarak algılamak/düşünmek (2) conceive of = bir şeyi ilk kendisi akıl etmek (= senaryonun konusu vb) (3) gebe kalmak

180. conclude = sonuç çıkarmak (= assume)

181. conclusion = sonuç, netice, yargı

182. condition = durum, hal / koşul,şart

183. conditionally = şartlı olarak, belli şartlara bağlı

184. conduct = (1) (deney, anket vb) idare etmek, yürütmek (= carry out) (2) (isim hali) davranış (= behaviour)

185. conduct = (1) (deney,çalışma vb) yürütmek,icra etmek (2) davranış (= behaviour)

186. confess = itiraf etmek (= speak out)

187. confident (of) = emin

188. confine to = (1) sınırlamak, bir yere mahkum etmek (2) hapse atmak (= imprison)

189. confirm = (1) onaylamak, doğrulamak (= verify) (2) (bir iddiayı, davayı vb) güçlendirmek, pekiştirmek (= strengthen)

190. conflict = (1) çatışma, savaş (2) anlaşamama, tartışma

191. conflict with = çatışmak, çarpışmak, savaşmak

192. conform to = uymak, uyuşmak (= obey the rules)

193. confront = (1) karşılaşmak, yüz yüze gelmek (2) confront about = yüzleştirmek

194. confuse = karıştırmak, şaşırmak

195. conquer = (1) fethetmek (2) yenmek, galip gelmek

196. consent = (1) razı olmak (2) izin,rıza (= permission)

197. consent to = razı olmak

198. consequence = sonuç, netice (= result)

199. conserve = korumak, muhafaza etmek

200. considerable = büyük ölçüde, önemli miktarda,
azımsanamaz X negligible(=neglicıbıl)


0 yorum :

İngilizce Öğretmeni ve Çevirmen Ahu Sıla Bayer İngilizce Öğretmeni


İngilizce Öğretmeni ve Çevirmen Ahu Sıla Bayer tarafından hazırlanan İngilizce Dersleri izleyebilirsiniz.



2 yorum :

1 - PRESENT CONTINUOUS TENSE

1 - PRESENT CONTINUOUS TENSE Olumlu, olumsuz ve soru şekillerini gösteren tablolar


1 - PRESENT CONTINUOUS TENSE 
Olumlu, olumsuz ve soru şekillerini gösteren tablolar.



FORMULA:  (+) Subject + BE (am is are) + Verb-ING 

POSITIVE (am, is, are verb-ing) OLUMLU (am, is are fiil-ing)
I am learning English in this site. Bu sitede ingilizce öğreniyorum.
You are reading a newspaper. Sen bir gazete okuyorsun.
He is playing tennis at present. Şu anda o tenis oynuyor.
She is writing a letter now. Şimdi o bir mektup yazıyor.
It is raining cats and dogs. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor.
We are listenning to the news. Biz haberleri dinliyoruz.
You are studying English. Siz İngilizce çalışıyorsunuz.
They are surfing on the internet. Onlar internette sörf yapıyorlar.



FORMULA:  (-) Subject + BE NOT (am not isn't aren't) + Verb-ING 
NEGATIVE (am, is, are+NOT verb-ing) OLUMSUZ (am, is are+ NOT fiil-ing)
I am not learning German in this site. Bu sitede Almanca öğrenmiyorum.
You aren't listenning to me. Beni dinlemiyorsun.
He isn't playing tennis at present. Şu anda o tenis oynamıyor.
She isn't writing a poem now. Şimdi o bir şiir yazmıyor.
It isn't snowing outside.. Dışarıda kar yağmıyor.
We aren't watching television. Biz televizyon izlemiyoruz.
You aren't studying English. Siz İngilizce çalışmıyorsunuz.
They aren't working here. Onlar burada çalışmıyorlar.



FORMULA:  (?) BE (am is are) + Subject + Verb-ING ? 
QUESTION (am, is, are Subject v-ing?) SORU (am, is are Özne fiil-ing?)
Am I speaking English well? Ben İngilizceyi güzel konuşuyor muyum?
Are you reading a magazine? Sen bir dergi mi okuyorsun?
Is he playing tennis at present? Şu anda o tenis mi oynuyor?
Is she writing a letter now? Şimdi o bir mektup mu yazıyor?
Is it snowing outside? Dışarıda kar mı yağıyor?
Are we listening to the news? Biz haberleri mi dinliyoruz?
Are you studying English? Siz İngilizce mi çalışıyorsunuz?
Are they surfing on the internet? Onlar internette sörf mü yapıyorlar?



FORMULA:  (-?) BE NOT (isn't aren't) + Subject + Verb-ING ? 
NEGATIVE QUESTION OLUMSUZ SORU
*Aren't I speaking English well? Ben İngilizceyi güzel konuşmuyor muyum?
Aren't you reading a magazine? Sen bir dergi okumuyor musun?
Isn't he playing tennis at present? Şu anda o tenis oynamıyor mu?
Isn't she writing a letter now? Şimdi o bir mektup yazmıyor mu?
Isn't it snowing outside? Dışarıda kar yağmıyor mu?
Aren't we listening to the news? Biz haberleri dinlemiyor muyuz?
Aren't you studying English? Siz İngilizce çalışmıyor musunuz?
Aren't they surfing on the internet? Onlar internette sörf yapmıyor musunuz?

* Dikkat:
 Birinci tekil şahıs I öznesindeki kullanıma dikkat edin. 
Am not I degil Aren't I olarak kullanıldı.



0 yorum :

Modals (May and Might)

Modals (May and Might)


MAY
“May” şu andaki ya da gelecekteki ihtimalleri ya da kibar bir şekilde izin istemeyi ifade etmek için kullanılır.  İzin istemek için "can" kelimesine kıyasla daha resmidir. Bu yüzden resmi İngilizce’de ve yazışma dilinde "may" daha çok kullanılır. "Might" ile arasında çok fazla bir anlam farkı yoktur.
- It may rain tomorrow. (Yarın yağmur yağabilir.)
- It might rain tomorrow. (Yarın yağmur yağabilir.)
Yukarıdaki iki cümle arasında anlam farkı yoktur. İkisi de yaklaşık % 30’luk bir ihtimali barındırmaktadır.
► Olumsuz şekilleri “may not" ve “might not" şeklinde yapılır ve istenen izni reddetmek yani hayır anlamına gelir. May ve might, not ile birleşmezler, ayrı yazılırlar.
Bu modal’da dikkat edilmesi gereken hususlardan biri “maybe” ile “may be” nin karıştırılmamasıdır. Maybe(birleşik yazılan ) bir edattır ve “belki” anlamına gelir.
- Maybe it will rain tomorrow. (Yarın belki yağmur yağabilir.)
- Jane may be ill. (Jane hasta olabilir.)
► Karşı taraftan kibar bir şekilde bir şey isterken veya rica ederken özne her zaman I olur. May yardımcı fiilinden sonra I öznesi haricinde herhangi bir özen kullanılmaz.
- May I please open the window? (Camı açabilir miyim lütfen?)
- May you please open the door ? (YANLIŞ)
► İzin istemek veya karşı tarafa izin vermek için MAY kullanılır.
- You may turn on the radio if you want to. (İsterseniz radyoyu açabilirsiniz.)
- May I sit next to you? (Yanınıza oturabilir miyim?)
► Şüpheli ya da ihtimal dahilinde olan eylemler için de MAY kullanılır.
- I may get a good mark in the English exam, but I am not sure. (İngilizce sınavından iyi not alabilirim, fakat emin değilim.)
- The street is wet. Our car may slip. (Yol ıslak, arabamız kayabilir.)
► Geleceğe yönelik bir amaçtan bahsederken de bazı durumlarda MAY kullanılabilir.
- I buy a ticket for the theatre beforehand so that I may sit near the stage (Sahneye yakın oturabileyim diye bileti önceden alırım.)
► Geçmişle ilgili ihtimallerden bahsederken MAY kullanılır ve sonra have ve fiilin 3. hali gelir.
- You may have forgotten to lock the door. (Kapıyı kilitlemeyi unutmuş olabilirsin.)

- Your father may have seen you smoking just now. (Baban az önce şimdi sigara içerken görmüş olabilir.)



 - They may have moved to another house yesterday. (Dün başka bir eve taşınmış olabilirler.)

- They may have bought a house last year. (Geçen yıl bir ev satın almış olabilirler.)

MIGHT

Might ile may arasında ihtimal bildiren cümlelerde herhangi bir anlam farkı yoktur. Fakat bu iki kelime kullanım açısından bazı farklılıklar arzeder.

► Geçmişle ilgili izin vermek veya izin istemek için kullanılabilir.
- Our teacher told us we might go out when the bell rang. (Öğretmenimiz zil çaldığında dışarı çıkabileceğimizi söyledi.)
► Geçmişle ilgili dileklerden bahsederken kullanılır.
- I hoped you might pass your class. (Sınıfını geçmeni dilemiştim.)
► Gelecekle ilgili şüphe ya da zayıf ihtimal bildirmek için kullanılır.
- You might miss the train because you are a little late. (Biraz geciktiğin için treni kaçırabilirsin.)
- I might come again. (Yine gelebilirim -belki de gelmem)

► Bazı durumlarda amaç bildiren cümlelerde kullanılır.
- He attended an English course in order that he might learn English well. (İngilizceyi iyice öğrenebilmek için İngilizce kurslarına devam etti.)
► Çok kibar bir şekilde veya çok resmi ortamlarda veya yazışmalarda izin istemek veya izin vermek için kullanılır.

- Might I read your newspaper? (Gazetenizi okuyabilir miyim?)
- You might send the bill in advance. (Faturayı önceden gönderebilirsiniz.)
► Geçmişte gerçekleşme ihtimali olan fakat gerçekleşmeyen eylemler için de kullanılır.
- You might have hurt him, but you didn’t. (Onu incitebilirdin, ama yapmadın.)
- They might have come by bus, but they preferred to walk. (Otobüsle gelebilirlerdi ama yürümeyi tercih ettiler.)

0 yorum :

Emailing and Texting (Eposta ve mesaj yollamak)

Emailing and Texting (Eposta ve mesaj yollamak)


Emailler genellikle mektuplardan daha kısa ve daha az resmi olup kişiler bazen içlerinde kısaltma ve gülen yüzler kullanır. Smileys (‘emoticons’ da denir) yandan baktığınızda yüze benzeyen resimlerdir. Bunlar klavye simgeleri kullanılarak yapılır ve duyguları ifadeetmek için kullanılır. Metin mesajları daha da kısa ve daha da az resmi olup genellikle kısaltmalar kullanılır.Sık sık kullanılan gülen yüzler:

:-) Mutluyum veya gülümsüyorum
:-( Mutsuz veya kızgınım
:-D Gülüyorum
>:-( Çok kızgınım
:-| Sıkıldım
:-o Sürprize uğradım veya bağırıyorum
:-@ Çığlık atıyorum
:-* Sana öpücük gönderiyorum
;-) Sadece şaka yapıyorum
:-p Sırıtıyorum
(= hoş olmayan veya nezaketsiz şekilde gülümsemek
):-b Sana dil çıkarıyorum

Abbreviations (Kısaltmalar)
AFAIK as far as I know
IMHO in my humble opinion
ASAP as soon as possible
IOU I owe you
B4 before
LOL laughing out loud
B4N bye for now
L8R later
BRB be right back
MSG messageBTW by the way
PLS please
C see  
R are    
CU See you!
SPK speak
CUL8R See you later!
TAFN that’s all for now
FYI for your information
THX thanks
GR8 great
2DAY today
GSOH good sense of humour
2MORO tomorrow
GTG got to go
2NITE tonight
ILU I love you
U you
WAN2 want to
WKND weekend



0 yorum :

Resmi bir mektup yazarken dikkat

Resmi bir mektup yazarken dikkat etmeniz gerekenler


Mektup yazdığınız kişinin ismini biliyorsanız fakat mektup resmiyse mektubu şöyle bitirin: Yours sincerely.

Mektup yazdiginiz kisinin ismini bilmiyorsaniz mektuba söyle baslayin: Dear Sir/Madam ve söyle bitirin: Yours faith fully.

Resmi bir mektuba başlamanın diğer yolları:
I am writing to inform you of/that ...
I am writing to complain about ...
I am writing regarding your advertisement ...
Please send me ...
Further to my letter of June 1st ...

Resmi mektupta kısaltmalar (örneğin I’m, I’d) kullanmamalısınız.

Resmi bir mektubu bitirmenin diğer yolları:
Thank you in advance for your help.
Wishing you all the best for the future



0 yorum :

Conjunctions (Bağlaçlar) PART-1


Conjunctions (Bağlaçlar)

Bağlaçlar iki cümleciği birbirine bağlarlar. Dikkat edilmesi gereken nokta, bağlaçların iki kelimeyi veya bir kelimeyle bir cümleyi değil, iki cümleciği bağladığıdır. Konuşma ve yazı dilinde anlamlı ve akıcı cümlelerin kurulabilmesi için bağlaçların kullanılması çok önemlidir.

Bu derste bağlaçlar anlamları bakımından çeşitli kategorilerde anlatılmıştır.

► Coordinating Conjunction (Koordine Eden Bağlaçlar)
  
a) Iki cümlecik arasındaki bağlantıyı sağlar.
And (ve) : paralellik arzeder. .

But (ama, ancak, fakat) : zıtlık ifade eder. 

Or (veya, yahut, ya da) : alternatifteri gösterir.
Nor (ne de) : or’un olumsuzu olup iki alternatiften hiç biri anlamındadır.

So (bundan dolayı, böylece) : sonuca götüren bağlaçtır.

For (edat olarak,“için”) : bağlaç olarak iki cümlecik arasında “zira” anlamındadır. 

Yet (halbuki) .
b) Bu bağlaçların uygulanmasında önemli iki temel özellik vardır. .
1 : Coordinating Conjunction bağlaçları mutlaka iki cümlecik arasında bulunurlar.
2 : Coordinating Conjunction bağlaçlarından önce mutlaka bir virgül (,) vardır

c) And, So, But Bağlaçları
- So = bundan dolayı, bu nedenle, böylece gibi anlamlarıyla sonuç bildirir. But = Fakat, ama,ancak demektir ve zıtlık bildirir.
- It was snowing heavily so we cancelled the match.  (Çok kar yağıyordu, bu nedenle (bundan dolayı) maçı iptal ettik.)
- He ran as fast as he could but he couldn’t win the race. (Olabildiğince hızlı koştu ama yarışı kazanamadı)

And = ve, dahi anlamındadır. İngilizce’de bu bağlaç, Türkçe’de olduğundan daha sık kullanılır. İlginçtir ki, “ve” bağlacı Arapça’dan alınmıştır, gerçek Türkçe’de bu bağlaç yoktur.
- The trade union asked for a twenty percent increase in wages and salaries and the company management accepted it.    (Sendika, ücret ve maaşlarda yüzde yirmilik bir zam istedi ve şirket yönetimi bunu kabul etti.)
“and” “but ve “so” bağlaçlarında genellikle özne ortak olduğu için genelşlikle özne tekrar yazılmaz. İlaveten, bu kısaltmalarda virgul kullanılmaz.
- The commander was tired but confident (Komutan yorgun ama kendinden emindi.)

d) Yet, Or, Nor Bağlaçları
Yet = halbuki, oysa demektir ve “but” gibi zıtlık bildirir. Bu arada not edelim ki: günlük konuşmalarda daha pratik olduğundan “but” tercih edilir. “yet” daha ziyade yazılı İngilizce’ye aittir ve daha ileri bir İngilizce düzeyine işaret eder.
- I was expecting him to be a great man, yet he amounted to nothing. (Onun büyük bir adam olmasını bekliyordum halbuki o hiçbirşey olmadı.)

Or = ya da, veyahut , yahut, veya anlamları taşımaktadır. Alternatif bildirir.
- You must love family life or never get married. (Aile hayatını sevmek zorundasın ya da hiç evlenmemelisin.)
- I can go to a movie or stay at home. (Sinemaya gidebilir veya evde kalabilirim.)

Nor = Ne de anlamı taşımaktadır. Cümleye veya cümleciğe negatif bir anlam verir. “nor” bağlacının İngilizce’de istisnai sayılacak bir özelliği onu izleyen cümlenin devrik bir yapıda olmasıdır.
- He didn’t contact his doctor nor did he call his family. (Doktoruyla temasa geçmedi. Ne de ailesini aradı.)
- I don’t want to visit anybody nor do I want anybody to come to me.  (Kimseyi ziyaret etmek istemiyorum ne de kimsenin beni ziyaret etmesini isterim.)

e) Independent Clauses = Bağımsız Cümlecikler
Cordinating Conjunctions ile bağlanan cümleciklere İngilizce’de “independent clause” yani bağımsız cümlecik denir. Çok dikkat edilmesi gereken ve aslında şaşırtıcı bir yönleri vardır. O da, İngilizce’de çok önemli olan tense = zaman kipi uyumu bu cümleciklerde aranmaz. Her cümleciğin zaman kipi bir bağlaçla bağlandığı diğer cümleciğin kipinden farklı olabilir.

- I have seen her several times, but I can’t recognize him now. (Onu bir kaç kez gördüm ama şimdi kendisini tanıyamam.)
- I did my best and I am tired. (Elimden geleni yaptım ve yorgunum.)

f) Sentence Connector = Cümle Birleştiricileri
Bu gruptakler cümlecik değil de cümleler arasında bağlantı kurarlar. Bu özelliklerinden dolayı bağlaç tanımına uymazlar. Bu yüzden bunlara bağlaç değil de “cümle birleştiricileri” denir.
Bu yapılarda iki cümle vardır. Birinci cümle bitmiş, noktalanmıştır. Ama ikinci cümle birinci cümleyle ilişkilidir. İşte bu cümle bağlayıcıları ikinci cümlenin başında, ortasında veya sonunda olabilirler.
Çeşitli türleri vardır:
- Iki cümle arasında paralellik sağlayanlar:

Furthermore, Moreover, What’s More, In addition, Also : Bununla beraber, ilaveten, ek olarak, ayrıca, bir de, bununla birlikte, üstelik

- We have welcomed our guests. Furthermore, we sent them back their home at our expenses.   (Misafirlerimizi ağırladık. Ayrıca, masrafı üstlenerek onları evlerine geri gönderdik.)
- He is praised by his friends for the good results he got from the finals. Also, he is expecting to be rewarded by the school administration. (Finallerdeki iyi sonuçlar nedeniyle arkadaşlarından övgü aldı. Ayrıca, okul yönetiminden ödül bekliyor.)

- Iki müstakil cümle arasında bir zıtlık ilişkisi kuranlar
However, Nevertheless, Nonetheless, On the contrary, Still : Buna karşılık, mamafih, tersine, aksine, ancak

- Last Sunday, we were ready to receive company. However, noone showed up  (Geçen Pazar misafir ağırlamaya hazırdık (istekliydik). Ancak, kimse gözükmedi. )

- Sonuç bildiren birleştiriciler
Therefore, Thus, Hence, As a result, Consequently: Bu nedenle, bu yüzden, bundan dolayı, sonuç olarak, neticede

- There is a hospital in our neighbourhood. Therefore, we refrain from making noise. (Semtimizde bir hastane var. Bu nedenle, gürültü yapmaktan kaçınıyoruz.)

“Therefore”, ikinci cümlede çeşitli yerlerde bulunabilir. Her üçünde de anlam aynıdır.
Cümle başında
- The players were very tired after the match. Therefore, they needed some rest. (Oyuncular maçtan sonar çok yorgunlardı. Bu nedenle, dinlenmeye ihtiyaçları vardı.)
Cümle ortasında (Daha iyi bir İngilizce’yi ifade eder)
- The professor tried to be fair to his students. He, therefore, made an oral exam in addition to the three written exams.    (Profesör, öğrencilerine adil davranmak istiyordu. Bu nedenle, üç yazılı sınava ek olarak sözlü bir sınav da yaptı.)

Cümle sonunda (seyrek olarak kullanılır)
- He was mistreated by his manager. He submitted his resignation, therefore. (Müdüründen kötü muamele gördü. Bu yüzden, istifa etti.)

- Alternatif belirten birleştiriciler

Or else, Otherwise : Aksi takdirde, yoksa, olmazsa

- You have to attend the class. Or else, you will fail in the exam. (Derslere katılmak zorundasın. Yoksa, sınavlardan kalacaksın.)
- Watch your mouth. Otherwise, you will suffer. (Konuşmana dikkat et. Yoksa, zarar göreceksin.)

3) Correlative Conjunction (Korelatif Bağlaçlar, İlişki Sağlayan Bağlaçlar)
Korelatif bağlaçlar, ikili sözcüklerden oluşurlar ve her iki cümlecikte de bulunurlar.

- Not only ..........but also, sadece değil ..........aynı zamanda
- He is not only a successful manager but also a good father. (O sadece başarılı bir yönetici değil, aynı zamanda iyi bir babadır.)

- Both ..........and = hem..........hem de
- She has both the courage and the will to get rid of difficulties she encounters. (O, karşılaştığı zorlukla baş etmek için hem cesarete hem de iradeye sahiptir.)

- Either ..........or = ya ..........ya da (alternatif,tercih bildirir)
- While shopping, you either need cash or a credit card. (Alışveriş yaparken ya nakit ya da kredi kartına ihtiyacınız olur.)

- Neither ..........nor = ne ..........ne de..
- I love neither flowers nor trees. (Ne çiçekleri ne de ağaçları severim.)

- Whether ..........or = gerek ..........gerekse (olsun ..........olsun) 
- I love my family whether they love me or not.  (Ailemi, onlar beni sevse de sevmese de severim.)
- I don’t care whether you go or stay. (Gitsen de kalsan da aldırmam.)

“also” de, da, ayrıca anlamına gelir. “as well” sözcüğü de aynı anlamdadır fakat daima cümle sonuna konulur.
* Not only ..........but also bağlacının kullanımında “not only” kısmı cümlenin başına alınarak da yazılabilir. Bunun nedeni, cümleciğe vurgu yapılmak istenmesidir.
- I not only want to make money (=not only do I want to make money), but also earn respect. (Ben sadece para kazanmak değil, aynı zamanda saygınlık kazanmak istiyorum.)

4.) Adverbial (Subordinating) Conjunction = Zarf Bağlaçları

Bir zarf sözcüğünün yaptığı işi bir cümlecik de yapabilir. Bu durumda iki cümlecik olur ve birbirine bağlamak için de bir bağlaca ihtiyacımız vardır. Bu bağlaç “adverbial conjunction” olur.

- I saw him last year. (Onu geçen sene gördüm.)

Burada “last year” zarfının yaptığı işi bir cümlecik de yapabilir.
- I saw him when I was at university. (Üniversitedeyken, onu gördüm.)
a) Time Conjunction = Zaman bağlaçları.
Eylemin ne zaman yapıldığını belirlerler.
As soon as: ( ..........ir, ..........imez)

As long as: (..........dığı sürece)

Hardly / Scarcely (..........when: tam ............mıştı ki ...........oldu)
When: (..........dığı zaman)

After: (..........den sonra)

Before: (..........den önce)

As: (..........iken)

While: (..........iken)

Just as: (..........tam iken)

Until / Till: (..........ceye kadar)

By the time: (..........ceye kadar)

Once: (...........ce / ca)

No sooner (..........than: .....mesi ile .....mesi bir oldu)

Since: (..........dığından beri)

b) As ve While
Her iki bağlaç da “.........iken” anlamındadır.
- As I was walking alone in the street, the policeman stopped me. (Caddede yalnız başına yürürken, polis beni durdurdu.)
- I witnessed a traffic accident while I was looking out of the window. (Camdan bakarken, bir trtafik kazasına şahit oldum.)

c) Just as (Tam …… iken)
Genellikle past continuous zaman kipinde kullanılır. Bir hareketin olmak üzere bulunduğunu gösterir.

- Just as I was entering the house, the baby started to cry. (Tam ben eve girerken, bebek ağlamaya başladı.)

d) By the time = until = till = …..’e kadar
“By the time” past tense ve future perfect tense ile kullanılır. “till”, “Until” bağlacının kısaltılmış halidir yani ikisi aynı anlama gelir.

- By the time I got home, the visitors had left. (Ben eve gelene kadar misafirler gitmişti.)
- By the time you learn how to behave, I will have left the country. (Sen terbiyeli olmayı öğrenene kadar ben ülkeyi terketmiş olacağım.)

e) no sooner …… then

- No sooner had I started to swim then it began to rain. (Tam yüzmeye başlamıştım ki yağmur yağmaya başladı.)
Bu bağlaçla kurulan cümleler “hardly…..when” ile de aynı anlama gelecek şekilde kurulabilir.

- We had hardly seen each other when we separated. (Tam birbirimizi görmüştük ki ayrıldık.)
Not: “no sooner..........than” ve “hardly............when” bağlaçları vurgu için cümle başına alınabilir. Bu durumda, cümle devrik yapıda olur.



0 yorum :